Öznel ama bir yandan da objektif olmaya çalışacak şekilde sizi yaşanmış mülteci krizlerinin uygarlıkları nasıl etkilediğini kısa ve basit örnekler ile açıklayacağım.
İlk olarak mülteci krizi nedir? Bunu açıklayalım. Modern anlamda mülteci krizi, bir Egemen devletin vatandaşlarının büyük kitleler halinde siyasi, coğrafi, ekonomik, kültürel nedenlerle farklı bir Egemen devlete kaçak veya resmi şekilde göçte bulunmasının sonuçları olarak açıklanabilir.
Peki ya, gelmiş geçmiş bazı uygarlıkları bu mülteci krizleri nasıl etkilemiştir?
Batı Roma'nın çöküşü, düzensiz cermen kavimlerinin akınları, Roma'yı yağmalamaları ve cermen kavimlere mensup komutanların yönetimde güç kazanması ile birlikte hızlanmış, kaçınılmaz son gelmiştir. Zaten otorite boşluğundan yararlanan toprak sahibi soyluların da bu akınlar ve yağmalar dolayısıyla ticaretin durma noktasına gelişi ile beraber tarıma dayalı ve içe kapanık bir ekonomik/siyasi model olan feodalizmin tohumunu atmaları, bu fidanın büyüyüp eninde sonunda sert bir rüzgar ile kırılması ile beraber, ticareti yeniden doğurdu ve aydınlanma çağı ile beraber modern çağa geldik. Tabii, şu an bakınca batı Roma'nın çöküşü gerekliydi ancak bunlardan bağımsız olarak kendinizi sınıra yakın bir köyde yaşayan bir roma vatandaşı ya da sınırları korumakla görevli bir asker olarak düşününce, surların ardından gelen iri yarı, medenileşmemiş, kimisi sarışın kimisi esmer fark etmeksizin onlarca adamın üzerine koşuşu ve etrafını darmadağın edip daha da ilerilere gidişi, bizi ürpertmiyor değil.
Başka bir örnek olarak da Doğu Roma imparatorluğu'nun çöküşü örnek verilebilir. Özellikle Türk ve slav ırklarının akını ve göçleri ile beraber Doğu Roma da kaçınılmaz sonla yüzleşmiştir. Eninde sonunda bu iki Roma'nın da sonu benzer şekillerde olmuştur. Tabii batı Roma'nın çöküşü biraz daha acılı ve şok edici olmuştur. Doğu Roma'ya biraz daha kabul ettire ettire çöküş gelmiştir denebilir.
Evet, bu iki örnek de Roma üzerinden fakat bunu sadece Roma yaşamadı. Mesela İran coğrafyasında hüküm süren Safeviler de bunu yaşadı, tam olarak büyük bir yıkıma uğrayarak değil de birazcık şekil değiştirerek.
Safeviler ömürlerinin sonunda sınır boylarına yapılan Afgan ve beluci saldırılarının hedefinde oldular. Konuştukları diller bile çok benzer olmasına rağmen kültürel olarak o zamanın İran coğrafyası ile zıtlıkları bulunan bu iki milletin ülke içinde çıkardıkları fesatlar, hatta eninde sonunda başkentin işgali ile yönetimi ele geçirmeye kadar giden durumlar, o zamanlar bir komutan olan Nadir Şah'ı rahatsız etmesiyle birlikte, Nadir Şah, ülkesini kurtarmak amacıyla Afgan'lara ve Belucilere büyük seferler düzenledi ve onları ülkeden çıkarıp, bozulan otoriteyi merkeze bağlı hale getirdi, istikrarsızlığı kendi hanedanını kurmaya çalışıp çözmeye çalıştı fakat eninde sonunda İran coğrafyası uzun süreli bir istikrarsızlık ve hanedan değişimlerine maruz kaldı. Yani öz aynı olsa da kültür aynı olmayınca ve ülkede fesat çıkarınca biraz da böyle oluyormuş…
Bu üç örnek yeterli oldu mu olmadı mı bilmem fakat bu üç örnekteki bahsedilen medeniyetler de çok uluslu olarak tanımlanan ve böyle kabul edilmiş fakat bir şekilde ortak kültürün de sağlanmaya çalışıldığı medeniyetlerdi. Şu an ulus devletler var, imparatorluklarda ortaya çıkan sorunların daha büyüklerinin ortaya çıkmasına neden olmaz mı mülteci krizleri?
İlk olarak mülteci krizi nedir? Bunu açıklayalım. Modern anlamda mülteci krizi, bir Egemen devletin vatandaşlarının büyük kitleler halinde siyasi, coğrafi, ekonomik, kültürel nedenlerle farklı bir Egemen devlete kaçak veya resmi şekilde göçte bulunmasının sonuçları olarak açıklanabilir.
Peki ya, gelmiş geçmiş bazı uygarlıkları bu mülteci krizleri nasıl etkilemiştir?
Batı Roma'nın çöküşü, düzensiz cermen kavimlerinin akınları, Roma'yı yağmalamaları ve cermen kavimlere mensup komutanların yönetimde güç kazanması ile birlikte hızlanmış, kaçınılmaz son gelmiştir. Zaten otorite boşluğundan yararlanan toprak sahibi soyluların da bu akınlar ve yağmalar dolayısıyla ticaretin durma noktasına gelişi ile beraber tarıma dayalı ve içe kapanık bir ekonomik/siyasi model olan feodalizmin tohumunu atmaları, bu fidanın büyüyüp eninde sonunda sert bir rüzgar ile kırılması ile beraber, ticareti yeniden doğurdu ve aydınlanma çağı ile beraber modern çağa geldik. Tabii, şu an bakınca batı Roma'nın çöküşü gerekliydi ancak bunlardan bağımsız olarak kendinizi sınıra yakın bir köyde yaşayan bir roma vatandaşı ya da sınırları korumakla görevli bir asker olarak düşününce, surların ardından gelen iri yarı, medenileşmemiş, kimisi sarışın kimisi esmer fark etmeksizin onlarca adamın üzerine koşuşu ve etrafını darmadağın edip daha da ilerilere gidişi, bizi ürpertmiyor değil.
Başka bir örnek olarak da Doğu Roma imparatorluğu'nun çöküşü örnek verilebilir. Özellikle Türk ve slav ırklarının akını ve göçleri ile beraber Doğu Roma da kaçınılmaz sonla yüzleşmiştir. Eninde sonunda bu iki Roma'nın da sonu benzer şekillerde olmuştur. Tabii batı Roma'nın çöküşü biraz daha acılı ve şok edici olmuştur. Doğu Roma'ya biraz daha kabul ettire ettire çöküş gelmiştir denebilir.
Evet, bu iki örnek de Roma üzerinden fakat bunu sadece Roma yaşamadı. Mesela İran coğrafyasında hüküm süren Safeviler de bunu yaşadı, tam olarak büyük bir yıkıma uğrayarak değil de birazcık şekil değiştirerek.
Safeviler ömürlerinin sonunda sınır boylarına yapılan Afgan ve beluci saldırılarının hedefinde oldular. Konuştukları diller bile çok benzer olmasına rağmen kültürel olarak o zamanın İran coğrafyası ile zıtlıkları bulunan bu iki milletin ülke içinde çıkardıkları fesatlar, hatta eninde sonunda başkentin işgali ile yönetimi ele geçirmeye kadar giden durumlar, o zamanlar bir komutan olan Nadir Şah'ı rahatsız etmesiyle birlikte, Nadir Şah, ülkesini kurtarmak amacıyla Afgan'lara ve Belucilere büyük seferler düzenledi ve onları ülkeden çıkarıp, bozulan otoriteyi merkeze bağlı hale getirdi, istikrarsızlığı kendi hanedanını kurmaya çalışıp çözmeye çalıştı fakat eninde sonunda İran coğrafyası uzun süreli bir istikrarsızlık ve hanedan değişimlerine maruz kaldı. Yani öz aynı olsa da kültür aynı olmayınca ve ülkede fesat çıkarınca biraz da böyle oluyormuş…
Bu üç örnek yeterli oldu mu olmadı mı bilmem fakat bu üç örnekteki bahsedilen medeniyetler de çok uluslu olarak tanımlanan ve böyle kabul edilmiş fakat bir şekilde ortak kültürün de sağlanmaya çalışıldığı medeniyetlerdi. Şu an ulus devletler var, imparatorluklarda ortaya çıkan sorunların daha büyüklerinin ortaya çıkmasına neden olmaz mı mülteci krizleri?
Son düzenleyen: Moderatör: